| II. YABANCILARIN TÜRKİYE'DE
TAŞINMAZ MAL EDİNMELERİ |
Devletler Hukuku Enstitüsünün 1892 yılında Cenevre'de
yapılan toplantısında; Yabancı, bir devlet ülkesinde bulunan ve o devlet
vatandaşlığını halen iddia etmeye hakkı olmayan kimse olarak tanımlamıştır.
Bir devletin ülkesinde bulunan yabancılar başka bir devletin
vatandaşı olabileceği gibi, hiç bir devletin vatandaşı olmayan vatansız
veya bir takım nedenlerle ülkesini terk etmeye mecbur kalmış olan mülteci
de olabilir. Ayrıca yabancılar sadece gerçek kişiler değildir. Hukuk
sistemimizin benimsediği kişilik kavramına uygun olarak yabancı, bir
gerçek kişi veya bir tüzel kişi olabilir.
Yabancıların hukuki durumları Devletlerarası Hukuk kurallarına
göre tayin edilir. Her devlet kendi koşulları çerçevesinde yabancıların
hak ve özgürlüklerini Devletlerarası Hukuk kurallarının çizdiği sınırlar
içerisinde belirler.
Mülkiyet ve miras hakkını da içeren temel hak ve özgürlükleri
vatandaş gibi yabancıya da tanımış bulunan 1982 Anayasasının 16.maddesi
temel hak ve özgürlüklerin yabancılar için milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabileceğini belirtmiştir. Anayasanın bu ilke ile
gözettiği husus temel hak ve özgürlükler konusunda yabancılar açısından
getirilecek sınırlamanın milletlerarası hukuka uygun olması ve her halde
bu sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Milletlerarası Hukuku da, devletlerin
taraf olduğu ikili veya çok taraflı anlaşmalar, milletlerarası teamüller,
medeni milletlerce kabul edilen ve temel hukuk prensiplerinden bulunan,
iyi niyet, ahde vefa, kazanılmış haklara saygı , devletler hukukunun
iç hukuka üstünlüğü ilkeleri ve yardımcı kaynak sayılan ilmi ve kazai
ictihadlar oluşturmaktadır.
Hiç bir devlet yabancıların, devletin asli-maddi unsurunu
oluşturan ülkede serbestçe mal edinmesine seyirci kalamaz. Her devlet
kendi şartları çerçevesinde yabancıların taşınmaz mal edinmelerinin ortaya
çıkardığı siyasi, iktisadi, sosyal ve hukuki sorunlar nedeniyle bu konuda
bir takım sınırlamalar koyma gereği duymuştur.
Ülkemizde de yabancıların miras ve mülkiyet hakları konusunda
öteden beri bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Aşağıda bu sınırlamalar
gerçek ve tüzel kişiler açısından ayrı ayrı incelenecektir.
1. Yabancı Gerçek Kişiler
Ülkemizde yabancıların mülk edinmelerine ilk defa, 1856
Paris Antlaşması sonrasında yabancı devletlerin yoğun baskıları sonucu
çıkarılan 7 Sefer 1284 (1867) tarihli Tebaayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf
Olmaları Hakkında Kanun (Sefer Kanunu) ile izin verilmiştir. Kanun ile,
ekli protokolü imzalayan ülke vatandaşlarına, Osmanlı Vatandaşları gibi
herhangi bir şarta bağlı olmaksızın taşınmaz mal edinme hakkı tanınmıştır.
Ancak kanun yabancıların mülk edinmeleri konusuna iki yasak getirmiştir.
Bunlardan birincisi yabancılar Hicaz bölgesinde mülk edinemeyeceklerdir.
İkinci yasak ise Osmanlı vatandaşı iken izin almadan Osmanlı vatandaşlığından
ayrılıp başka bir devlet vatandaşlığına geçenler bu kanundan yararlanamayacaklardır.
Bunların gayri menkullerinin durumu ayrı bir kanunla belirlenecektir.
Ancak bu kanunla yabancıya gayri menkule tasarruf ve temellük
hakkı tanındığı halde miras hakkı tanınmamıştır.
Osmanlı tabiiyetinde iken izin almadan başka bir devlet
tabiiyetine geçenlerin durumu, 25 Rebiülahir 1300 (1884) tarihli kanunla
tayin edilmiştir. Buna göre Osmanlı tabiiyetini izinsiz terk edenler
gayrimenkul edinmeye miras hakkından mahrum bırakılmışlardır. Bunların
tasarrufunda bulunan miri ve vakıf arazi mirasçısı yokmuş gibi işlem
görecektir. Mülk arazileri ise Osmanlı tabiiyetindeki mirasçıları arasında
taksim edilecektir.
2 Ekim 1330 (1914) tarihli “ Kavanin-i Mevcudede
Uhudu Atikaya Müstenit Ahkamın Lağvı Hakkındaki Kanun ”la,
bütün kanun ve nizamlarda eski antlaşmalara dayanan ve yabancılara
tanınan mali, idari ve adli imtiyaz hükümleri feshedilmiştir.
Yabancıların, ülkemizde gayri menkule tasarruf hakları
geçirdiği bu dönemlerden sonra, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan'da akdedilen
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 340 sayılı Kanunla onaylanan
Lozan Antlaşmasıyla yeni bir döneme girmiştir. Lozan Antlaşması ekinde
yer alan “ İkamet ve Salâhiyeti Adliye Hakkında Sözleşme ”
gereğince, Türkiye'de gayrimenkul mallara tasarrufun hudut (sınır) ve
şümulü (kapsam) tespit olunmuştur ki, bunda, tam bir mütekabiliyet (karşılıklılık)
ilkesi egemen olmuştur. Bu anlaşmada akit devletler, İngiltere, Fransa,
Japonya, İtalya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya'dır. Hükümetimiz,
sonradan, yukarıda sözü edilen akit devletler dışındaki diğer bir çok
devletlerle de aynı esaslar doğrultusunda anlaşmalar yapmıştır. Diğer
taraftan, devam eden harp sebebiyle hasım devletler uyrukluluğundakilerin
gayrimenkul mallarının alım satım ve intikallerinin yasaklanması hakkında
1914 yılında alınan tedbir de 7 Ocak 1340 (1924) tarih ve 106 sayılı
kararname ile kaldırılmıştır.
Bugünkü mevzuatımızda yabancı gerçek kişilerin taşınmaz
mal edinmelerine ilişkin temel kurallara 2644 sayılı Tapu Kanununun 35.
maddesinde yer verilmiştir. Buna göre; “ Tahdidi mutazammın
kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmak şartıyla yabancı gerçek
kişiler Türkiye'de gayrimenkul mallara temellük ve tevarüs edebilirler .”
Tapu Kanununun bu hükmü ile yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de
taşınmaz mal edinebilecekleri belirtilmiş ancak bu konuda iki şartın
birlikte gerçekleşmesi aranmıştır.
- Karşılıklı olmak,
-Kanun yoluyla getirilmiş sınırlayıcı hükümlere uymak,
1.1. Mütekabiliyet Esası (Karşılıklı İşlem)
Yabancıların ülke sınırları içerisinde taşınmaz mal edinmelerinin
doğurduğu sakıncalar, devletleri yabancıların mülk edinmeleri konusunda
bir takım sınırlamalar getirmek zorunda bırakmıştır. Bu zorunluluklar
nedeniyle yabancıya ülkesinde mülk edinme hakkı tanımayan devletler olduğu
gibi; yabancıya söz konusu hakkı kendi vatandaşlarına olduğu gibi koşulsuz
tanıyan (tebaayı temsil) devletlerde vardır. Ayrıca kanuni, fiili ya
da akdi mütekabiliyet, önceden izin alma, yabancının alacağı arazinin
miktar ve yerinin devletçe belirlenmesi bu konuda kabul görmüş sistemlerdir.
Osmanlı Devleti ülkesinde yabancılara ilk defa taşınmaz
mal edinme hakkı tanıyan 7 Sefer 1284 (1867) tarihli Tebaay-ı Ecnebiyenin
Emlake Mutasarrıf Olmaları Hakkında Kanun 1. maddesi ile Hicaz arazisi
hariç olmak üzere yabancılara Osmanlı vatandaşları gibi taşınmaz mal
edinme hakkı tanımıştır. Vatandaş yabancı ayrımı yapmayan kanun bu konuda
tebaay-ı temsil sistemini benimsemiştir. Lozan Antlaşmasının eki olan
ve 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan'da imzalanan ikamet ve Selahiyet-i
Adliye Hakkında Mukavelenamenin 1. maddesinde “ iş bu fasılda
münderiç ahkamdan her birinin Türkiye'de diğer düvel-i akide tebaa ve
şirketlerine tatbiki, düvel-i mezkure arazisinde Türk tebaa ve şirketleri
hakkında tam bir muamele-i mütekabile tatbiki şart-ı sarihine muallaktır ”
denilerek tebaay-ı temsil sistemi yerine akdi mütekabiliyet esası benimsenmiştir.
Yürürlük tarihinden itibaren 7 yıl geçerli olan bu sözleşme 1930 yılında
Türkiye tarafından feshedilerek yürürlükten kaldırılmıştır.
22.11.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanunu ise 35. maddesi
ile akdi mütekabiliyet esası yerine kanuni mütekabiliyet esasını benimsemiştir.
Ancak Kanun, mütekabiliyet esasının ne şekilde belirleneceğini açıklamamıştır.
Mütekabiliyet esası, en az iki devlet arasında uygulanan
ve her birinin ülkelerinde diğerinin vatandaşına aynı mahiyetteki hakları
karşılıklı tanımalarını ifade eder. Bu ilke anlaşma ile tanıma yanında
iç mevzuat bakımından bir engel koymama biçiminde yazılı hukukta yer
alabilir. Uygulamada mütekabiliyet esasının varlığını kabul etmek için
idari karar ve istisnai kanunlarla Türk uyruklular için mülkiyet ve miras
haklarının kısmen veya tamamen sınırlanıp sınırlandırılmadığının diğer
bir ifade ile fiili durumun tespiti gereklidir. Yabancı ülke mevzuatında
bir engel bulunmamakla beraber Türk vatandaşlarının o ülkede taşınmaz
mal edinmeleri şu veya bu şekilde engelleniyorsa Tapu Kanununun 35. maddesinde
açıklanan engelin bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
O halde bugün için ülkemizde yabancıların taşınmaz mal
edinmesinde uygulanan sistem kanuni fiili mutekabiliyettir. Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğünün 23.08.1989 tarih ve 3090 sayılı yazısında, “ Bir
kısım devletlerin hali hazır uygulamaları esas alınmak suretiyle ”
denilmek suretiyle bu konuda aranılması gereken hususun fiili durum olduğu
kabul edilmiş ve Almanya, ABD, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Barbados,
Belçika, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, El-Salvador, Fransa, Gabon, Guatemala,
Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Kanada, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, Kolombiya, Lüksemburg, Malavi, Mısır, Norveç, Orta Afrika
Cumhuriyeti, Panama, Peru, Somali, Şili, Tanzanya, Venezuella ve Yunanistan
uyruklu kişilerin taşınmaz mallar üzerindeki ayni hak tesisi taleplerinin
yasalarımızın ilgili hükümleri dahilinde sonuçlandırılmasının uygun görüldüğü
bildirilmiştir. Ancak uygulama konusunda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne
müracaat etmek uygun olacaktır.
1.1.1. Mütekabiliyet Esasının İstisnaları
Yukarıda belirttiğimiz gibi yabancıların ülkemizde taşınmaz
mal edinmeleri konusunda asıl olan mütekabiliyet esasının varlığıdır.
Ancak gerek kanunlarımız ve gerekse taraf olduğumuz uluslararası antlaşmalar
bu kurala bazı istisnalar getirmiştir.
1.1.1.1. Vatansızlar (Haymatlos)
Vatansız, hiç bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olmayan
ve herhangi bir devletin kanunlarına göre vatandaş sayılmayan kimsedir.
Hukukumuzda vatansızların taşınmaz mal edinmelerine imkan
tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün
07.05.1954 tarih ve 2834 sayılı yazılarında “ Hiç bir devletin
tabiiyet ve himayesinde bulunmayan vatansızların ülkemizde gayrimenkul
edinmeleri konusunda bir hüküm bulunmamakta ise de uluslararası hukuk
kuralları bakımından bunların bazı haklardan mahrum oldukları ve İnsan
Hakları Beyannamesinde mülkiyet hakkına yer verildiği Dışişleri bakanlığından
bildirilmiş olmasına göre bunların gayrimenkul edinmeleri mümkündür ”
denilerek vatansızların mütekabiliyet esasına tabi olmadan taşınmaz mal
edinebilecekleri belirtilmiştir. Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği
ve Muhakemat Genel Müdürlüğünün 22.06.1988 tarih ve 42440-1172 sayılı
yazısında Türkiye'de yabancı statüsüne tabi kişilerin gayrimenkul iktisap
edebilmeleri temelde mütekabiliyet şartına bağlıdır. Haymotlos olan (...)
hiç bir vatandaşlık hakkına sahip olmadığı gibi, yabancı statüsündeki
kişilerin Türkiye'de yararlanabileceği haklardan da yararlanamayan bu
kişilerin mütekabiliyet şartı gerçekleşmediğinden (...) Türkiye'de gayrimenkul
edinmelerinin mümkün olmadığı belirtilerek aksi bir görüş sergilenmiştir.
Türkiye'nin de taraf olduğu 26.04.1954 tarihli “ Vatansız
Kişilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ” hükümleri
ile vatansız kişiler hukuki açıdan yabancılar ile eşit tutulmuştur.
Bu durumda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün yazısında belirtildiği
şekilde vatansızların gayrimenkul edinmeleri mümkündür.
1.1.1.2. Mülteciler
2510 sayılı İskan Kanununun 3. maddesi “ Türkiye'de
yerleşmek maksadı ile olmayıp bir zaruret ilcasile muvakkat oturmak
üzere sığınanları ” mülteci olarak tanımlamıştır.
Türkiye'nin 1961 yılında onayladığı ve 28.07.1951 tarihinde
Cenevre'de imzalanan Mülteciler Hukuki Durumuna Dair Sözleşme”nin 7/2.
maddesinde bütün mültecilerin akit devletlerin ülkesinde üç sene ikametten
sonra kanuni mütekabiliyet şartından muaf olacakları belirtilmiştir.
O halde mülteci sıfatıyla üç yıl Türkiye'de bulunanlar
mütekabiliyet şartına bağlı olmaksızın taşınmaz mal edinebilirler. Ayrıca
sözleşmenin 8. maddesi ile “ Yabancı bir devlet vatandaşlarının
şahıs, mal veya menfaatleri aleyhine ittihaz edilecek tedbirler bakımından
akit devletler bu gibi tedbirleri mezkur devletin resmen vatandaşı olan
mülteciye sırf bu vatandaşlığa müsteniden tatbik edemezler ”
hükmü getirilmek suretiyle mülteciler korunmuştur.
1.2. Kanun Yolu İle Getirilmiş Sınırlayıcı Hükümler
2644 Sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi yabacıların mülk
edinmesi konusunda ikinci bir kural olarak “ sınırlayıcı
hükümlere uyulması ” koşulunu benimsemiştir.
Çeşitli kanun hükümleriyle yabancıların Türkiye'nin belirli
yerlerinde mülk edinmeleri yasaklandığı gibi, bazı kanun hükümleriyle
de bazı kişiler açısından mülk edinimi yasaklanmıştır.
1.2.1. 442 Sayılı Köy Kanunu
18.03.1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanununun 87. maddesi,
köy sayılan yerlerde yabancıların mülk edinmesini yasaklamıştır.
Köy Kanununun 87. maddesi; “ Türkiye Cumhuriyeti
tabiiyetinde bulunmayan gerek şahıslar, gerek şahıs hükmünde olan
cemiyet ve şirketlerin (Eşhası hususiye ve hükmiye) köylerde arazi
ve emlak olmaları memnudur. ” Hükmünü içermektedir.
Nerelerin köy sayılacağı Köy Kanununun 1. maddesinde belirtilmiştir.
Buna göre nüfusu 2000 den aşağı yurtlara köy denir. 2000 ile 20.000
arasında olanlara kasaba, nüfusu 20000 den fazla olan yerlere ise
şehir denir. Nüfusu 2000'den aşağı olsa dahi belediye teşkilatı olan
nahiye, il ve ilçe merkezleri kasaba kabul edilir.
O halde köyler, nüfusu 2000'den az olan ve belediye teşkilatı
bulunmayan yerlerdir. Köy Kanunu hükümleri uygulanacak olan bu yerlerde
yabancı gerçek ve tüzel kişilerin mülk edinmeleri yasaktır. Edinilen
taşınmaz malların mutlaka belediye sınırları içinde olması gerekir. Bu
itibarla belediye sınırları dışında olup mücavir alan, inkişaf alanı
veya benzeri yerlerde bulunan taşınmaz mallar imar planı içinde olsa
dahi yabancı uyruklular tarafından iktisap edilemez. Zilyedlik iddiaları
da aynı hükümlere tabiidir. Ancak miras yoluyla intikal bu hükmün dışındadır.
Miras yoluyla bir yabancıya Köy Kanuna tabi bir yerde taşınmaz mal kalması
halinde köydeki taşınmaz mal tasfiyeye tabi tutulur ve ancak bedeli yabancı
mirasçıya ödenir.
18.03.1924 tarihinde yürürlüğe konulan Köy Kanununun bu
hükmünde idari bölümün en küçük ünitesi olan köyleri yabancıların etkisinde
bırakmamak düşüncesi hakimdir. Köy Kanununun çıkarılmasından evvel köylerde
taşınmaz mal edinmiş olan yabancıların mülkiyet hakları da korunmuştur.
Ancak bu taşınmaz malların intikali 87. madde hükümlerine tabidir. Yani
Köy Kanununun yürürlüğe girmesinden önce köyde mülk edinmiş olan yabancı
uyruklu kişi bu taşınmazını bir yabancıya satamaz. Mirasa ilişkin hükümler
ise Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 03.05.1950 tarih ve 1168 sayılı
genelgesi ile tespit edilmiştir. Söz konusu genelge hükümlerine göre;
“ Köy Kanunun yürürlüğe girmesinden önce köylerde gayrimenkul
mala sahip bulunan yabancıların veya mirasçısı yabancı olan Türk uyruklu
kişilerin vefatı halinde bu taşınmaz malların mirasçılarına intikal etmesi
zaruri ve kanunidir. Bu nedenle bu nevi taşınmaz mallar için bir yandan
tescil muamelesi yapılırken diğer yandan tasfiye edilmeleri amacıyla
durum mahallin en büyük mülki amiri vasıtasıyla mal memurlarına bildirilmesi
uygun görülmüştür .”
1.2.2. Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri
Kanunu
18.12.1981 tarih ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler
ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu, tespit edilecek askeri yasak bölge ve güvenlik
bölgelerinde yabancıların ikameti ve taşınmaz mal edinmeleri konusunda
bir takım sınırlamalar getirmiştir.
Askeri yasak bölgeler, Genelkurmay Başkanlığının göstereceği
lüzum üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur veya kaldırılır. Askeri
yasak bölgelerin sınırları bu belgelerin kurulmasına ilişkin Bakanlar
Kurulu kararı ekinde uygun ölçekli harita ve koordinat listelerinde gösterilir.
Askeri yasak bölgeler 1 inci ve 2 inci derece askeri yasak
bölgeler (kara, deniz, hava) olmak üzere ikiye ayrılır.
Birinci derece kara askeri yasak bölgeler;
a-Yurt savunması bakımından hayati önem taşıyan askeri
tesis ve bölgelerin, çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle
belirlenen dış sınırlarının en az yüz, en fazla dörtyüz metre uzağında
alınan noktaların birleştirilmesi suretiyle meydana gelen alanlarda,
b-Kara sınır hattı boyunca ve lüzum görülen kıyılarda
otuz ila altıyüz metre derinlikteki sahalarda,
Tesis edilir.
Ancak, kara sınır hattı boyunca tesis edilenler hariç
olmak üzere, birinci derece kara askeri yasak bölgelerinin savunma ihtiyacı
dörtyüz metrelik azami haddin dışında bir kısım kara parçalarının da
birinci derece kara askeri yasak bölgesi içine alınmasını gerektiriyorsa
bu yerlerinde birinci derece kara askeri yasak bölgeleri içine alınmasına
Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilebilir.
Birinci derece kara askeri yasak bölgelerinde aşağıdaki
esaslar uygulanır.
a-Bölge içindeki taşınmaz mallar kamulaştırılır.
b-Bölgeye buradaki görevlilerle, yetkili komutanlığın
izin verdiği T.C. uyruğundaki diğer görevlilerden başkası giremez ve
oturamaz.
• Ancak;
1-Buradaki görevlilerin aile fertlerinin (üçüncü dereceye
kadar kan ve sıhri hısımları) bölgeye girmelerine ve oturmalarına,
2-Türk vatandaşlarının bölgedeki su kaynaklarından faydalanmalarına
ve bölge içinde tespit edilecek yollardan geçiş yapmalarına,Mülki İdare
Amirlerince tespit edilecek zorunluluk çerçevesinde yetkili komutanlıkça
,
izin verilebilir.
c-Yabancıların geçici olarak bölgeye girmeleri ve oturmaları
Genelkurmay Başkanlığının iznine bağlıdır.
d-Bölge içindeki eski eserler ve doğal kaynakların milli
kuruluşlarca veya milli kuruluşların denetimi altındaki Türk veya yabancı
uyruklularca araştırılması veya işletilmesi Genelkurmay Başkanlığının
olumlu mütalaasının alınması koşuluyla ilgili kanun hükümlerine göre
yürütülür.
e-Kara sınır hattı boyunca ve kıyılarda tesis edilen birinci
derece kara askeri yasak bölgelerinde kamulaştırma yapılması zorunlu
değildir. Kamulaştırılmayan taşınmaz mallardan yerli halkın yararlanmasına
ilişkin esaslar ile birinci derece kara askeri yasak bölgelerinin, bölge
içindeki geçiş yollarının güvenliğinin sağlanması ve bölgeye girme yasağı
ile ilgili diğer esaslar yönetmelikle tespit edilir.
İkinci derece kara askeri yasak bölgeleri; birinci derece
kara askeri yasak bölgeleri çevresinde veya yurt savunması bakımından
gerekli görülen aşağıdaki bölgelerde tesis edilir.
a-Birinci derece kara askeri yasak bölgeleri çevresinde
tesis edilecek ikinci derece kara askeri yasak bölgelerinin sınırları;
birinci derece kara askeri yasak bölgeleri sınırlarından başlamak üzere
beş kilometreye kadar uzaktan seçilen noktalardan geçirilen hat ile belirtilir.
Bu hat, bölge içindeki savunma tesislerini kara gözetlemesine karşı gizleyen
sırtlar ve arazi örtüleri varsa bu sırtların en yüksek noktalarından
geçirilir ve görüşe engel örtüleri içine alacak şekilde tespit edilir.
Savunma ihtiyacı ve bölgenin özelliklerinin zorunlu kıldığı hallerde
ve mesafe on kilometreye kadar uzatılabilir.
b-Yurt savunması bakımından gerekli görülecek diğer bölgelerde
tesis edilecek ikinci derece kara askeri yasak bölgelerinin sınırları
Bakanlar Kurulu kararında belirtilir.
İkinci derece kara askeri yasak bölgelerinde aşağıdaki
esaslar uygulanır.
a-Türk vatandaşlarının bölgede oturmaları, seyahat etmeleri,
zirai faaliyetlerini, meslek ve sanatlarını icra etmeleri serbesttir.
Milli güvenliği sağlamak bakımından gerekli görülecek ikinci derece kara
askeri yasak bölgelerinde, bölgede oturanlar dışındaki Türk vatandaşlarının
bölgede oturmaları, seyahat etmeleri, zirai faaliyetlerini, meslek ve
sanatlarını icra etmeleri Bakanlar Kurulu kararı ile sınırlandırılabilir.
b-Yabancı gerçek ve tüzel kişiler bu bölgede taşınmaz
mal edinemezler. Yabancıların bu bölgedeki taşınmaz malları mahalli mülki
idare amirlerince tespit ettirilerek yetkili komutanlıklara bildirilir.
Bu taşınmaz malların tasfiyesine karar vermeye , tasfiye esas ve şartlarını
belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
c-(1) Yabancılar izin almadan geçici dahi olsa bölgeye
giremezler, oturamazlar, çalışamazlar ve taşınmaz mal kiralayamazlar.
(2) Görevli yabancı uyruklu sivil kişilere izinler garnizon
komutanlığının görüşü alınarak valiliklerce verilir.
(3) Görevli yabancı uyruklu asker kişilere izinler Genelkurmay
Başkanlığınca verilir. Ancak bu yetki yönetmelikte belirtilecek komutanlıklara
devredilebilir. Verilen izinlerden ilgili valiliklere de bilgi verilir.
d- Bölge içindeki genel yollardan geçilmesi ve bölgeden
turistik amaçlarla yararlanılması yetkili komutanlıkça verilecek izinler
çerçevesinde yürütülür.
e- Yasak bölge tesisinden itibaren gerektiğinde altı ay
içinde buradaki taşınmaz malların durumları (Bina, tarla, bağ, bahçe,
orman, bataklık gibi) hava fotoğraflarıyla tespit edilir. Aynı süre içinde
bölgedeki taşınmaz malların mülkiyet ve zilyetliğinin kimlere ait olduğu
mahalli ve mülki idarelerce tespit edilerek yetkili komutanlığa bildirilir.
f- Bölgenin savunma gücü ve gizliliğini ihlal etmemek
şartıyla, taşınmaz mallar üzerinde inşaat, hafriyat, tadilat, orman yetiştirmek
veya kesmek, bataklık ihdas etmek veya kurutmak gibi hususlarda özel
kanunlarına göre ilgili mercilerce izin ve ruhsat verilmeden önce, bölgenin
savunma gücü ve gizliliği yönünden yetkili komutanlığın izninin alınması
zorunludur. Yetkili komutanlıktan izin isteminde bulunulurken verilecek
dilekçede yapılacak işin niteliği açıklanarak ilgili belge ve planların
tasdikli birer örneği eklenir. Yetkili komutanlık bu istemi kabule değer
görmediği takdirde ret sebebini gerekçesiyle birlikte yazılı olarak dilekçe
sahibine bildirir. İtiraz vukuunda konu bir kere de Genelkurmay Başkanlığınca
tetkik edilerek sonuçlandırılır.
İzin ve ruhsata tabi olmayan mahal veya işlerde de yukarıdaki
fıkra hükümleri uygulanır.
Bu şekilde başlatılmış olan işlerde yapılacak tadilat
istekleri hakkında da aynı usul ve esaslar uygulanır.
g- Yetkili komutanlıkça izin verilmeyen veya komutanlıkça
kabul edilen şartlara uymayan her türlü inşaat ve eylemler durdurulur.
Böyle yapılar, komutanlığın tayin ve tebliğ edeceği süre
içinde sahipleri tarafından yıktırılır. Süresi içinde yıkılmaması halinde
yetkili komutanlığın istemi üzerine mahalli mülki idare amirliğince başkaca
bir işlem ve karara gerek kalmadan yıktırılır ve masrafı sahiplerinden
alınır.
h- Bölgedeki eski eserler ve doğal kaynakların araştırılması
ve işletilmesi Genelkurmay Başkanlığının olumlu mütalaasının alınması
koşuluyla ilgili kanun hükümlerine göre yürütülür.
Kanunun 28 ve 29. maddelerinde Genelkurmay Başkanlığının
teklifi üzerine askeri yasak bölgelere yakınlığı veya değeri stratejik
nedenlerle tespit edilecek bölgelerde yabancıların taşınmaz mal edinemeyeceklerine
ve izin alınmadıkça kiralayamayacaklarına Bakanlar Kurulunca karar verilebileceği
belirtilmiş ve bu bölgeler içerisinde taşınmaz malı bulunan yabancı uyruklu
gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmaz malların tasfiyesine karar vermeye,
tasfiye şekil ve şartlarını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Güvenlik bölgeleri özel güvenlik bölgeleri ve askeri güvenlik
bölgeleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Kamu veya özel kuruluşlara ait stratejik değeri olan her
türlü yer ve tesislerin çevresinde Genelkurmay Başkanlığının lüzum göstermesi
veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin veya İçişleri Bakanlığının
göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulunca özel güvenlik bölgeleri
kurulabilir veya kaldırılabilir.
Askeri güvenlik bölgeleri ise, birinci derece kara ve
deniz askeri yasak bölgesi olarak ilan edilmeyen Silahlı Kuvvetlere ait
kışla, kıta, karargah, kurum, ordugah ve tesisler ile sualtı ve su üstü
tesislerinin, her türlü patlayıcı, yanıcı, akaryakıt ve gizlilik dereceli
maddelerin konmasına tahsis edilmiş sabit ve seyyar depo ve cephaneliklerle,
bu gibi maddeleri dolduran, boşaltan tesisler ve atış poligonlarının
çevresinde; bu yerlerin dış sınırlarından itibaren en fazla dörtyüz metreye
kadar geçen noktaların birleştirilmesi ile tespit edilerek Genelkurmay
Başkanlığınca tesis edilir veya kaldırılır.
Güvenlik bölgelerinde aşağıdaki esaslar uygulanır.
a-Bölge içindeki gerçek ve tüzel kişilere ait mallar kamulaştırılabilir.
b-Güvenlik bölgelerinin dış sınırlarından itibaren en
çok ikiyüz metreye kadar olan saha dahilinde yangın ve patlama tehlikesi
gösteren her türlü maddenin imali, depolanması ve satış yerlerinin açılması
yasaklanabilir. Bu yasakla ilgili sınır, özel güvenlik bölgelerinde mahalli
mülki amirler; askeri güvenlik bölgelerinde ise askeri tesisin teknik
özellikleri ve hassasiyeti dikkate alınarak garnizon komutanı ve mahalli
mülki amirler tarafından birlikte tespit edilir.
c-Kamulaştırma yapılan güvenlik bölgelerine ve güvenlik
bölgesi tesis edilen deniz sahasına, buradaki tesislerde görevli olanlarla,
askeri güvenlik bölgelerinde yetkili komutanlığın, kamu ve özel kuruluşlara
ait tesislerde ise, bu konuda yetkili makamın izin verdiği kişilerden
başkası giremez ve oturamaz.
d-Bu bölgelerin güvenliğinin sağlanması, bölgeye giriş
ve kamulaştırılmayan taşınmaz mallardan yararlanma esasları yönetmelikte
gösterilir. 22.7.1981 tarih ve 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların
Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun hükümleri saklıdır.
1.2.3. 2644 Sayılı Tapu Kanunu
2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi genel olarak yabancı
gerçek kişilerin ülkemizde mülk edinebilmelerine ilişkin kuralları koyarken
Köy Kanunu ve Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu da yer
açısından genel bir sınırlama getirmiştir. Ancak söz konusu kanunlarda
yabancıların edinebilecekleri taşınmaz malların miktarı açısından her
hangi bir sınırlama getirilmemiştir. İşte bu sınırlama 2644 sayılı Tapu
Kanununun 36. maddesinde yer almaktadır. Ayrıca madde hükmüyle yer açısından
başka bir sınırlamaya yer verilmiş ve bir köye bağlı olmayan müstakil
çiftliklerin durumu düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre;
“ Yabancı hakiki şahıslar bir köye bağlı olmayan
müstakil çiftliklere ve köy sınırları dışında kalan arazinin otuz
hektardan çoğuna ancak hükümetin izni ile sahip olabilirler. Kanuni
miras ve hükümden dışarıdır. Adı geçen çitliklere ve arazinin otuz
hektardan ziyadesine vasiyet suretiyle veya mansup mirasçı sıfatıyla
yabancı hakiki şahısların sahip olabilmesi de hükümetin iznine bağlı
olup izin verilmezse çiftlik ve bu fazla miktar tasfiye suretiyle
bedele çevrilir .”
Maddenin içeriğine göre yabancı gerçek kişi, yabancıların
taşınmaz mal edinmelerinin genel olarak yasaklandığı yerlerin (köy, askeri
yasak bölgeler) dışında kalan yerlerdeki arazinin 30 hektardan fazlasını
satın alma veya bağışlama yoluyla elde etmek isterse hükümetten izin
almak zorundadır. 30 hektardan az arazi için izin alma zorunluluğu yoktur.
Bir köye bağlı olmayan müstakil çiftlikler için de bu izin aranır. Ancak
kanuni mirasçı durumundaki yabancı, köye bağlı olmayan müstakil çiftliklere
ve köy dışındaki otuz hektardan fazlasına hükümetin izni olmaksızın sahip
olabilecektir.
Yabancı, mansup mirasçı veya lehine mal vasiyet edilen
kimse (musaleh) ise taşınmazın kendi adına intikalini yaptırmak için
hükümetten izin aranır. Alınamadığı takdirde müstakil çiftlik veya köy
dışındaki arazinin otuz hektardan fazlası bedele çevrilerek tasfiye edilir.
1.2.4. 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu
625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 3236 sayılı
Kanunla değişik 5. maddesi yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin
Bakanlar Kurulundan izin almak kaydıyla doğrudan veya Türk vatandaşlarıyla
ortaklık yoluyla yalnız yabancı uyruklu öğrencilerin devam edebileceği
milletlerarası öğretim kurumu (yükseköğretim hariç) açabileceklerini
hükme bağlamıştır. Açılacak bu okullar için Yabancı Sermayeyi Teşvik
Kanunu çerçevesinde taşınmaz mal edinilmesi mümkündür. Ancak Kanun bu
okullar adına sınırsız bir şekilde taşınmaz mal edinilmesini uygun görmemiştir.
Edinilecek taşınmaz mallar bu okulların ihtiyacıyla sınırlı olacaktır.
Ayrıca yabancılar tarafından açılacak bu özel öğretim kurumlarının taşınmaz
mallarının üçüncü şahıslara devri mümkün değildir. Bu taşınmaz mallar
kurucularının veya yetkililerinin önerisi ile yalnız Milli Eğitim Bakanlığına
devredilebilir.
Kanunun 3035 sayılı kanunla değişik 20. maddesinde ise
kanunun yürürlüğe girmesinden önce yabancılar tarafından kurulmuş olan
özel öğretim kurumlarının yeni arazi edinmeleri yasaklanmış, bu okulların
yeni arazi edinmeleri Bakanlar Kurulu iznine bağlanmıştır. Madde hükmüne
göre; “ Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yabancılar
tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının üzerinde kuruldukları
arazileri genişletmemek şartı ve Bakanlığın izni ile, mevcut arazi üzerindeki
bina, öğrenci ve teçhizat en çok bir mislini geçmemek üzere artırılabilir
veya yenilenebilir. Yeni arazi edinmeleri ve kapasitelerini en fazla
beş misline kadar artırabilmeleri Bakanlar Kurulunun Kararına bağlıdır.
Bunun dışında binaları genişletemez, çoğaltılamaz, şubeleri açılamaz,
mevcut binalarının yerine kain olmak üzere yeniden binalar inşa edilemez,
herhangi bir suretle mülk edinilemez ve kiralanamaz ”.
1.2.5. Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında
32 sayılı Karar
11.08.1989 tarih ve 20249 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 07.08.1989 tarih ve 89/14391 sayılı
Kararnamesi eki Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı karar
Türkiye'de yerleşik olmayan kişilerin (yurt dışında işçi serbest meslek
ve müstakil iş sahipleri dahil Türkiye'de ikametgah sahibi gerçek ve
tüzel kişiler ile bir takvim yılı içerisinde Türkiye'de devamlı olarak
6 aydan fazla oturanlar Türkiye'de yerleşik kişiler olarak kabul edilir.)
taşınmaz mal edinmeleri için yeterli dövizin bozdurulması zorunluluğunu
getiren 30 sayılı Kararı yürürlükten kaldırmıştır. Artık yabancı vatandaş
ayrımı olmaksızın Türkiye'de yerleşik olmayan kişiler dövizin bozdurma
zorunluluğu olmaksızın genel hükümlere göre taşınmaz mal edinebileceklerdir.
32 sayılı Kararın 91/1935 ve 93/4143 sayılı Kararnamelerle değişik 16.
Maddesi;
“ Dışarıda yerleşik kişilerin satın aldıkları
veya sahip oldukları gayrimenkul ve gayri menkule müteferri ayni
hakların gelirleri ve satış bedellerinin bankalar ve özel finans
kurumları vasıtasıyla transfer ettirilmesi serbesttir.
Dışarıda yerleşik kişilerin gayrimenkul ve
gayri menkule müteferri ayni hakların iktisabı ve satışı ile ilgili
işlemler Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile bankalar ve özel finans
kurumlarınca üçer aylık dönemler itibarıyla dönemi izleyen 30 gün
içinde Hazine (ve Dış Ticaret) Müsteşarlığına bildirilir. ”
hükmünü içermektedir.
Buna göre Türkiye'de yerleşik sayılmayan kişiler döviz
bozdurma zorunluluğu olmaksızın genel hükümlere göre serbestçe taşınmaz
mal edinebilirler. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile bankalar ve özel
finans kurumları dışarıda yerleşik kişilerin taşınmaz mal ile bunlara
ilişkin ayni hakların iktisabı ve satışı ile ilgili işlemleri sermaye
hareketlerinin izlenmesi açısından Hazine Müsteşarlığına bildirmekle
yükümlüdürler.
Dışarıda yerleşik kişilerin sahip oldukları taşınmaz malların
satış bedelleri ile gelirleri yurt dışına serbestçe transfer edilebilir.
Transfer işlemi vergi ve benzeri yükümlülüklerin yerine getirildiğinin
belgelenmesi kaydıyla bankalar veya özel finans kurumları tarafından
gerçekleştirilebilir. Bankalar ve özel finans kurumları transfer işlemleri
konusunda Merkez Bankasına bilgi vereceklerdir.
1.2.6. 1062 Sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanunu
28.05.1927 tarih ve 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın
Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki Tebaaları Emlakine Karşı
Mukabele-i Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanunun 1. maddesinde;
İdari kararlar ve fevkalade veya istisnai kanunlarla Türk vatandaşlarının
mülkiyet hakkını kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki
tebaasının mülkiyet hakkını, misilleme olarak kısmen ve tamamen tahdit
etmeye veya el koymaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Bunun siyasi nitelikli bir tedbir olduğu ve bu nedenle
idari yargı denetiminin dışında olduğu Danıştay'ca kabul edilmiştir.
El konulan malların geliri veya bu malların tasfiyesi sonucu elde edilecek
gelir, zarar gören Türk tebaasına dağıtılır.
1062 sayılı Kanun hükümlerine göre Bakanlar Kurulunun
bir çok uygulaması vardır. Bu uygulamalardan özellikle Suriye ve Yunan
uyruklulara uygulanan tedbirler Milli Emlak İdaresi açısından önem taşımaktadır.
1.2.6.1. Yunan Uyruklular
Yunanistan'ın, Türklerin ülkesinde bulunan taşınmaz malları
üzerinde tasarruf hakkını kısıtlaması üzerine Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
1062 sayılı Kanun hükümlerine göre Yunan uyruklu kişilerin Türkiye'de
bulunan taşınmaz malları hakkında misilleme olarak tedbir almak zorunda
kalmıştır.
Bakanlar Kurulunun 02.11.1964 gün ve 6/3801 sayılı kararnamesi
ile;
Yunan Hükümetinin her çeşit tedbir ve muamelelerine karşılık
olmak üzere,
1- Yunan uyruklu şahısların, Türkiye'deki taşınmaz malları
üzerinde mülkiyete ve mülkiyetten gayri ayni haklara ilişkin ve bu sonuçları
doğurabilecek bilcümle temliki tasarruflarının durdurulması,
2-a) Yunan uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmaz mallarından
doğan her nevi bedel, hasılat, irat ve sairenin istisnasız bloke edilmesi,
b-Bu şahısların taşınmaz mallarıyla ilgili olarak şimdiye
kadar bloke edilmiş ve bu kararnameye göre bloke edilecek paralarının
(Türkiye'de bulunan bloke para sahiplerinden başkaca gelir kaynakları
bulunmayanların ayda 1500 lirayı geçmeyen geçim masrafları hariç) deblokajının
durdurulması,
3- Kamu İdarelerine ve tüzel kişilerine ait her türlü
vergi, resim harç ve diğer alacakların takip ve tahsilinde yukarıdaki
1 ve 2 inci madde hükümlerinin uygulanamaması,
4- Bu taşınmaz malların kamulaştırılmasında bu kararın
1 inci maddesinin uygulanmaması,
5- 3 üncü madde hükmü mahfuz kalmak ve ilama dayanan alacakların
tahsili hakkında açılan icra takipleri ayrık olmak üzere, 1 inci maddede
sözü geçen taşınmaz mallara her ne suretle olursa olsun haciz konulmaması
ve bunların cebri icra yoluyla satılamaması, (Türkiye'deki gerçek ve
tüzel kişilerce, yetkili mali merciler tarafından yapılacak inceleme
sonucunda kabule şayan oldukları tespit edilen gayrimenkul üzerine müesses
alacakların tahsili dolayısıyla, yapılabilecek haciz ve cebri icra muameleleri
hariç)
6- Yunan uyruklu kişilerin hissedar bulundukları taşınmaz
malların, hissedarların ittifakı dahi olsa, rızaen taksim ve ifraz edilememesi,
şüyuun izalesinin ancak mahkeme kararı ile yapılabilmesi ve bedelden
ayrılacak paranın 2 inci maddenin (a) fıkrası hükmüne tabi tutulması,
7- Bu kararname hükümlerinin Yunan asıllı olmayan Yunan
uyruklu kişilere uygulanmaması,
8- Yunan uyrukluğunda bulunan kişilerin bu kararname hükümlerinin
yürürlüğe girdiği tarihten sonraki tabiiyet değiştirmelerinin nazarı
itibare alınmaması,
9- Yukarıdaki hususların mahkemelerle sair adli ve idari
merciler tarafından göz önünde bulundurulması ve bu kararname hükümlerine
aykırı düşecek muameleler tespit olunduğu takdirde durumun derhal mahalli
Maliye Dairesine bildirilmesi; kararlaştırılmıştır.
Söz konusu kararname el koyma amaçlı olmayıp sadece Yunan
uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmaz malları üzerindeki tasarruflarının
durdurulması amaçlanmıştır.
1062 sayılı Kanun uyarınca alınan ve karşı tedbir niteliğini
taşıyan bu kararname , iki ülke arasındaki sorunların çözümü yönünde
bir iyi niyet gösterisi olarak Bakanlar Kurulunun 03.02.1988 gün ve 88/12592
sayılı kararıyla (06.02.1988 gün ve 19717 sayılı R.G.) yürürlükten kaldırılmıştır.
Bakanlar Kurulunun 23.03.1988 tarih ve 88/12757 sayılı
kararında ise (24.03.1988 gün ve 19764 sayılı R.G. mükerrer) yürürlükten
kaldırılan 02.11.1964 tarih ve 6/3801 sayılı kararname zamanında ölüme
bağlı tasarruflarla lehlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset
yoluyla yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan taşınmaz malların
anılan kişiler adına tescili öngörülmüştür.
Ancak Yunanistan Hükümetinin Türk asıllı Türk vatandaşlarına
halen uyguladığı bir takım kısıtlamalar nedeniyle Yunan uyrukluların
Türkiye'de taşınmaz mal iktisaplarından önce Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün
uygun görüşünü almak gerekmektedir.
1.2.6.2. Suriye Uyruklular
Türk uyruklu kişilerin Suriye'de ve Suriye uyruklu kişilerin
Türkiye'de bulunan taşınmaz malları iki ülke arasında uzun süredir sorunlara
yol açmaktadır.
Türkiye ile Fransa arasında 1921 yılında imzalanan Ankara
İtilafnamesi Hatay hariç olmak üzere Suriye ile aramızdaki sınırı tespit
etmiş ve mukim veya yarı göçebe halkın sınırın iki tarafında bulunan
meralar ile taşınmaz mallarından yararlanmaya devam edeceklerini hükme
bağlamıştır.
07.06.1926 tarih ve 910 sayılı Kanunla kabul edilen Türkiye-Suriye
Muhadenet Mukavelenamesinin 3. maddesi ile Osmanlı İmparatorluğundan
ayrılıp Fransa Cumhuriyeti nüfuzunda bulunan arazi ahalisinden 18 yaşını
tamamlamışların 12 ay içinde Türkiye'yi terk etmeleri zorunlu tutulmuş
ancak Türkiye arazisi üzerindeki gayrimenkul mallarını muhafaza etmeleri
öngörülmüştür.
Bakanlar Kurulunun 04.05.1927 tarih ve 5130 sayılı Kararı
ile 30.05.1926 tarihli Türkiye-Suriye Muhadenet Mukavelenamesinin yürürlüğe
girdiği tarihte Türkiye'de mütemekkin ve sözleşme gereğince Suriye vatandaşlığına
geçmiş olan Suriye asıllıların 13 Eylül 1331 (1915) ve 15 Nisan 1229
(1923) tarihli kanunlar (Emvali Metruke Kanunları) uyarınca vaziyet edilmiş
olan taşınmaz mallarından halen hükümet elinde olanların iadesi kararlaştırılmıştır.
Ancak Suriye'de ikamet eden Türklerin mallarına Suriye
makamlarınca bir takım kısıtlamalar getirilmesi üzerine Bakanlar Kurulunun
17.04.1929 tarih ve 7887 sayılı kararı ile Suriyelilerin Türkiye'deki
taşınmaz mallarına vaziyet edilmiş,bu karar Türkiye ile Fransa arasında
1932 yılında Ankara'da imzalanan ve 09.01.1933 tarih ve 2089 sayılı Kanunla
kabul edilen Suriye'de Türklere Ait Emlak İle Türkiye'de Suriyelilere
Ait Emlak Hakkında İtilafname ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Söz konusu itilafname ile Türklerin Suriye ve Lübnan'da
bulunan taşınmaz malları ile, Suriyelilerin Türkiye'deki taşınmaz malları
üzerine ilgili hükümetlerce konulan tedbirlerin itilafnamenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren 18 ay içinde kaldırılması öngörülmüş, bu süreler
2402, 2565,2694,2929 ve 3059 sayılı Kanunlarla 11 Ekim 1936 tarihine
kadar uzatılmıştır. İtilafname ile ayrıca iki ülke arasında itilafnamenin
uygulanmasından doğacak sorunların çözümü bir komisyonun çalışmalarını
sürdürmesi öngörülmüştür.
Ancak söz konusu komisyon çalışmalarından bir sonuç elde
edilememiş, Suriye'nin ülkesinde bulunan ve vatandaşlarımıza ait taşınmaz
mallar üzerindeki kısıtlamaları artırmaya yönelmesi üzerine Bakanlar
Kurulunun 13.01.1939 tarih ve 2/10250 sayılı kararı ile Suriye uyruklu
kişilerin Türkiye'deki mallarının ahara (üçüncü şahıslara) ipotek ve
ferağı durdurulmuştur.
14.02.1942 tarih ve 2/17317 sayılı kararname ile üçüncü
şahısların Suriye malları üzerinde haciz koydurarak satmaları önlenmiş
ve istimlak edilen Suriye emlakinin istimlak bedellerinin Hazine elinde
emaneten muhafaza edilmesi öngörülmüştür.
18.11.1957 gün ve 4/9697 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
ile de Suriye uyruklu kişilere ait taşınmaz mallar üzerine inşaat yapmak
veya fidan dikmek suretiyle temellükü (Medeni Kanun md.650) ve Suriyelilerin
hissedar bulunduğu taşınmaz malların anlaşma suretiyle taksim ve ifraz
edilmesi men edilmiş, şuyu' un izalesi suretiyle yapılacak satışlarda
Suriye uyrukluya isabet eden bedelin Hazine elinde emaneten muhafaza
edilmesi kararlaştırılmıştır.
Suriye Hükümeti, bu süre zarfında vatandaşlarımızın mal
varlıklarının eritilmesi yönündeki politikasını sürdürmeye devam etmiş,
yürürlüğe koyduğu 27.09.1958 tarihli ve 161 sayılı Toprak Reformu Kanunu
ile yabancıların 300 hektarı aşan topraklarını kamulaştıran kararı almıştır.
Suriye Hükümetince 1962 yılına kadar bu yasa çerçevesinde vatandaşlarımıza
ait 467.927 dönüm araziyi kamulaştırılmış ve hak sahiplerine herhangi
bir ödeme yapılmamıştır. Vatandaşlarımızın el konulan veya Toprak Reformu
Yasası uyarınca millileştirilen taşınmaz malları için kendilerine tazminat
ödemesi konusunda Suriye makamları nezdinde yapılan girişimlerden bir
sonuç alınamaması üzerine Bakanlar Kurulunun 01.10.1966 tarih ve 6/7104
sayılı kararı ile Suriye uyruklu bütün özel ve tüzel kişilerin Türkiye'de
bulunan taşınır ve taşınmaz (zati ev eşyası hariç) malları ile bütün
hak ve menfaatlerine 1062 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Hazinece el
konulmuştur.
El konulan Suriye uyruklulara ait mallar hakkında yapılacak
işlemler kararname ekinde yer alan “ Suriye Uyrukluların
Mallarının Tesbiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik ”te
belirtilmiştir. Bakanlar Kurulunun 25.09.1967 tarih ve 6/8890 sayılı
kararı ile yürürlüğe konulan “ Suriye Uyruklu Özel ve Tüzel
Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik ”
hükümleriyle de Suriye uyruklu özel ve tüzel kişilere ait olup Bakanlar
Kurulu kararıyla el konulan taşınır ve taşınmaz mallar ile bunlara müteferri
hak ve menfaatlerin idare esasları belirlenmiş ve bu konudaki yetki Maliye
Bakanlığına verilmiştir.
El koyma ve idare bakımından 17.10.1966 tarihinde bihakkın
iktisap edilmiş uyrukluk esastır. Ancak 13.01.1939, 14.02.1942, 18.11.1957
günlü kararnamelerle takyidat konulan taşınmaz malların Suriye uyruklu
malikleri 13.01.1939'dan sonra başka bir devlet uyruğuna geçmiş olsalar
dahi taşınmaz malları yönünden Suriye uyruklu ad ve itibar olunurlar.
Alınan bu önlemler karşısında, Suriye Hükümeti emlak sorunları
konusunda müzakerelere yanaşmış ve 1968 yılında başlayan görüşmeler sonunda
09.05.1972 tarihinde Ankara'da “Türkiye-Suriye Emlak Komisyonu Hakkında
Protokol” ve 22.12.1972 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap
Cumhuriyeti arasında Emlak Sorunlarının Çözülmesine dair Sözleşme ile
eki, “ Ödeme Protokolü ” imzalanmıştır. Sözleşme
ve eki Protokol 24.2.1976 tarihli ve 1937 sayılı Kanunla kabul edilmiş,
daha sonra Bakanlar Kurulunun 28.2.1983 tarihli ve 83/6123 sayılı Kararı
ile onaylanmıştır. Ancak Milli Güvenlik Kurulunun Sözleşmenin yürürlüğe
girmesini sakıncalı bulması üzerine, Onay Belgelerinin teatisi, Başbakanlığın
22.4.1983 tarihli talimatına istinaden durdurulmuştur. Ayrıca, 1966 yılında
konulan kısıtlayıcı önlemlerin kaldırılması hakkında iki ülke Devlet
Bakanları tarafından Türkiye-Suriye Karma Ekonomik Komisyonu çerçevesinde
09.02.1983 tarihinde imzalanan Protokol da yürürlüğe konulmamıştır. Anılan
Sözleşme ve Protokol yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte, Türkiye-Suriye
Emlak Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalar gerek vatandaşlarımızın Suriye'deki,
gerek Suriye vatandaşlarının ülkemizdeki mal varlıklarının envanterinin
çıkarılması bakımından çok yararlı olmuştur. Buna göre, vatandaşlarımızın
1958 yılında Toprak Reformu uyarınca Suriye tarafından kamulaştırılan
arazilerinin miktarı 467.927 dönümdür. Toprak Reformu dışında; Suriye
Hükümetinin tarafımızdan alınan 1966 yılı önlemlerine misilleme olarak
el koyduğu yine vatandaşlarımıza ait arazi miktarı ise, 556.334 dönümdür.
Bunların dışında, Müşterek Komisyona intikal eden dosyalarda yer alan,
ancak, vatandaşlarımıza aidiyeti konusunda üzerinde ihtilaf bulunan arazi
miktarı da 2.284.902 dönümdür. Buna karşılık, Suriye vatandaşlarının
ülkemizdeki varlıkları 272.368 dönüm olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
1.2.7. Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin
Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun
03.03.1340 (1924) tarih ve 431 sayılı Hilafetin İlgası
ve Hanedan-ı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına
Dair Kanun, Osmanlı Hanedanına ait erkek ve kadın mensuplar ile damatları
10 gün içinde Türkiye'yi terk ve Türkiye'de ebediyen ikamet hakkından
mahrum bırakmıştı.
431 sayılı Kanun hanedana mensup şahısların Türkiye'de
taşınmaz mallar üzerinde tasarruf haklarını kaldırmış ve mallarının tasfiye
edilmesini kararlaştırmıştı. Bu kişilerin Türkiye'de yeniden taşınmaz
mal edinmeleri yasaklanmıştır. Kanun 7. maddesinde hanedan mensuplarının
mallarını 1 yıl içinde hükümetin kontrolü altında tasfiye etmelerini,
tasfiye etmedikleri takdirde bunun Hükümetçe yapılacağını ve bedellerinin
kendilerine verileceğini hükme bağlamıştır.
Kanunun 8.maddesi ile de Osmanlı İmparatorluğunda padişahlık
etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki tapuya kayıtlı
taşınmaz malların Hazineye intikal ettiği kabul edilmiştir.
Yargıtay'ın 06.02.1946 gün ve 15/4 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararı ile sadece 431 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte hayatta
olan padişahların tapulu taşınmaz mallarının 8. madde kapsamına girdiği
benimsenmiş ancak T.B.M.M. 02.05.1949 gün ve 245 sayılı Yorum kararı
ile 431 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte hayatta olsun veya olmasın
Osmanlı Devletinde padişahlık etmiş herhangi bir kimse adına tapuda kayıtlı
olan taşınmaz malların millete intikal ettiğine karar vermiştir.
431 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 06.03.1924 tarihinden
sonra millete intikal etmiş olan, padişahlık yapmış kimselere ait taşınmaz
malların, mirasçılarına intikalinin yapılamayacağı ve mirasçılar tarafından
hiç bir hak iddia olunamayacağı da T.B.M.M.'nin 02.05.1949 tarih ve 245
sayılı yorum kararı ile kabul edilmiştir. 06.03.1924 tarihinden önce
mirasçılarına intikal etmiş olan bu tür taşınmaz mallar üzerinde mirasçıların
hakları saklıdır.
05.07.1939 tarih ve 3662 sayılı Kanunla hanedan mensupları
için konulan ikamet ve vatandaşlık yasağına bir istisna getirilerek ,ölü
General Enver (Paşa) çocukları Mahpeyker,Türkan ve Ali ile biraderi Kamil
kızı Rana'nın ve İsmail kızı Hümeyra'nın Türk vatandaşlığına kabul ve
Türkiye'ye gelmelerine izin verilmiştir. Ancak bunlar hakkında daha önce
431 sayılı Kanuna göre yapılmış işler geçerli olacaktır.
Daha sonra 5958 sayılı 431 sayılı Kanunun 2. Maddesinin
Değiştirilmesi Ve Aynı Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanunla
bu istisna genişletilerek hanedanın bütün kadın azaları ve damatlar için
yasaklar kaldırılmıştır. Türkiye'ye gelmelerine izin verilenler için
Türk Vatandaşlığına geçme hakkı tanınmış ve kadın mensuplara genel hükümler
dairesinde mal edinme hakkı tanınmıştır.
Son olarak Cumhuriyetin 50. yılı nedeniyle çıkarılan 1803
sayılı Genel Af Kanunu ile Osmanlı hanedanının erkek azaları ile bunların
erkek füru Türkiye'ye gelebilme ve mal edinebilme bakımından genel hükümlere
tabi tutulmuştur. Ancak bunların millete intikal etmiş bulunan taşınır,
taşınmaz malları üzerinde miras nedeniyle veya başka bir sebeple hak
iddia edebilmeleri imkanı kaldırılmıştır.
1.2.8. Lozan Antlaşmasına Bağlı 24 Temmuz 1923 Tarih
ve 8 Numaralı Genel Af Beyannamesine Ait Protokol İle Af Kapsamı Dışında
Tutulan Yüzellilikler ve 487 Sayılı Genel Af Kanunu.
Türkiye, Lozan Antlaşmasının imzası sırasında kabul edilen
8 numaralı protokol ile genel af çıkarılmasını kabul etmiş ancak yüzelli
kişinin Türkiye'de bulunmasını ve ikametini yasaklama hakkını saklı tutmuştur.
Türk hükümeti bu şahıslardan ülkede bulunanları sınır dışı edebilecek
ve yabancı ülkede bulunanları Türkiye'ye gelmekten men edebilecektir.
Bu protokol gereğince ilan edilen 487 sayılı Genel Af
Kanununun 3. maddesi ile 8 numaralı protokolde sayılan yüzelli kişi genel
af kapsamı dışında tutulmuştur. 10.9.1924 tarih ve 880 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararıyla yüzelliklerin, menkul ve gayrimenkul mallarını dokuz
ay içinde tasfiye etmeleri için süre verilmiş, bu süre sonunda tasfiye
edilmemesi halinde malların tasfiyesinin bedelleri adı geçen şahıslar
adına bloke edilerek hükümetçe yapılacağı karara bağlanmıştır.
28.5.1927 tarih ve 1064 sayılı Kanunla Lozan'da imzalanan
genel af beyannamesinde bahsedilen yüzelli kişilik listede isimleri bulunan
şahıslar Türk vatandaşlığından çıkarılmışlardır. Bu Kanunla yüzellilikler
Türkiye'de mülk edinme ve miras haklarından mahrum bırakılmışlardır.
29.6.1938 tarih ve 3527 sayılı Af Kanununun 2. maddesi
ile Lozan'da af kapsamı dışında tutulan 150 kişi affedilmiş ve 1064 sayılı
Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Ancak 16.7.1938 tarihinden önce 1064 sayılı Kanundan doğan
bütün hukuki işlem ve neticeler saklı tutulmuştur.
1.3. Sınırlayıcı ve Yasaklayıcı Hükümlerin İstisnaları
1.3.1. 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu
Turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek dinamik bir
yapı ve işleyişe kavuşturacak tedbirlerin alınması amacıyla çıkarılan
12.3.1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, ülkenin doğal,
tarihi, arkeolojik ve sosyo—kültürel değerleri v.s. dikkate alınarak
Bakanlar Kurulunca tespit ve ilan edilecek turizm bölge, alan ve merkezlerinde
bulunan, imar planları yapılmış ve turizme ayrılmış taşınmaz mallardan
ormanlar ile Hazineye ait taşınmaz malların talep üzerine Turizm Bakanlığına
tahsis edileceğini hükme bağlamıştır.
Kanunun 8/D maddesine göre; Turizm Bakanlığı bu taşınmaz
malları Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere kiralamaya,
tahsis etmeye ve müstakil ve daimi haklar dahil olmak üzere irtifak hakkı
tesis etmeye yetkilidir.
Turizm bölgeleri ile, turizm merkezlerinde bulunan bu
taşınmaz mallar bir köyün sınırları içinde ise, Köy Kanununun 87. maddesi
hükmüne göre yabancı gerçek veya tüzel kişiye devri mümkün olmayacaktır.
Ya da köy sınırları dışında olmakla birlikte 2644 sayılı Tapu Kanununun
35. maddesi hükmüne göre, kendisine devir yapılacak yabancının mensup
olduğu devlet ile Türkiye arasında mütekabiliyet şartı gerçekleşmemişse
bu taşınmazın o yabancıya temliki mümkün olamayacaktır. Ancak bu sorun
Kanunun 8/E maddesi ile çözümlenerek turizm bölge ve merkezlerinde 442
sayılı Köy Kanunu ile 2644 sayılı Tapu Kanununda yer alan sınırlamalardan
yabancı uyruklu kişilerin istisna edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Şu hale göre, turizm bölgeleri ile merkezlerindeki taşınmazlar
Köy Kanunu ile, 2644 sayılı Kanunun engelleyici hükümlerine rağmen Bakanlar
Kurulu Kararı ile verilen izne göre yabancı gerçek ve tüzel kişilere
devir ve temlik edilebilirler ve yine aynı amacın tahakkuku için miras
yoluyla yabancı mirasçılara geçebilir.
Bakanlar Kurulunun 26.04.1983 tarih ve 83/6433 sayılı
kararı ile (03.05.1983 tarih ve 18046 sayılı R.G.) Yabancı Uyruklu kişilerin
turizm bölge ve merkezlerinde taşınmaz mal iktisaplarında uygulanacak
esaslar belirlenmiştir. Buna göre;
a-Yabancı uyruklu kişilerin turizm bölge alan ve merkezlerinde
12.03.1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8. maddesinin
E fıkrası gereğince taşınmaz mal iktisabına ilişkin talepleri, (Kültür
ve) Turizm Bakanlığı Müsteşarlığının Başkanlığında, Genelkurmay Başkanlığı,
İçişleri, Dışişleri, Maliye Bakanlıkları, DPT ve Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü temsilcilerinden oluşan kurulca yapılacak inceleme ve Turizm
Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca karara bağlanır.
b-Bir taşınmazın yabancı uyruklu kişiler tarafından ilk
iktisabına satış bedeli ile vergi, resim ve harçlar tutarı kadar dövizin
yetkili bir bankaya amaç belirtilerek yatırılması zorunludur.
c-Taşınmaz malların yabancı sahibi tarafından bu esaslar
çerçevesinde taşınmaz mal edinebilecek başka bir yabancıya satılması
halinde sadece ödenmesi gerekli vergi, resim ve harç mukabili dövizin
yetkili bir bankaya amaç belirtilerek yatırılması gerekir.
Ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı
karar ve değişiklikleri karşısında döviz bozdurma zorunluluğunun olmaması
gerekir.
1.3.2. 6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu
18.0l.1954 tarih ve 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik
Kanununun yerli ve yabancı sermayenin eşit muamele görmesi başlığını
taşıyan 10. maddesinde; “ Yerli sermaye ve teşebbüslere tanınan
bütün muafiyetler ve kolaylıklardan, aynı sahada çalışan yabancı sermaye
ve teşebbüslerde aynı şartlar dahilinde istifade ederler ”
hükmü bulunmaktadır.
Kanunun lafzından yabancı sermaye ve teşebbüslerin, yerli
sermaye ve teşebbüsler gibi Türkiye'de mülk edinebilecekleri anlaşılmakta
ise de konu hukukçular arasında tartışmalıdır. Ancak, Tapu Kadastro Genel
Müdürlüğünün 23.8.1989 tarih ve 3090 sayılı yazısında; “6224 sayılı Yabancı
Sermayeyi Teşvik Kanununa göre kurulan şirketlerin gayrimenkul iktisapları
halinde, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Başkanlığınca
(yeni düzenleme ile Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü Hazine Müsteşarlığına
bağlanmıştır.) verilen “izin ve teşvik belgesi” veya yatırım izin belgesinde
öngörülen yatırımın bitiş tarihinin henüz sona ermemiş olması ve gayri
menkulün belgedeki yatırımın yeri bölümünde belirtilen mahalde bulunması
halinde talebin yerine getirilmesi, söz konusu hususların mevcut olmaması
halinde yabancı sermaye Başkanlığından görüş alınması için Genel Müdürlüğe
intikal ettirilmesi gerekmektedir.
Yabancı sermayeli şirketlerin yeni gayrimenkul iktisabı
haricindeki satış ipotek ve benzeri işlemlerinin merkeze intikaline gerek
bulunmamaktadır.” denildiğinden yabancı sermaye ve teşebbüslerce yatırım
mahallindeki taşınmaz malların iktisabına, yatırım için öngörülmüş sürelerde
edinilmesi şartıyla herhangi bir engel bulunmamaktadır.
1.3.3. Vatandaşlık Kanunu Gereğince Türk Vatandaşlığını
Kaybeden Şahıslar
11.02.1964 tarih ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu
vatandaşlığın kaybı için üç yol öngörmüştür. Bunlar;
- Kanun yolu ile kaybetme,
- Yetkili makamların kararı ile kaybetme,
- Seçme hakkı ile kaybetmedir.
Bu yollardan her hangi biri ile Türk vatandaşlığını kaybedenler
kayıp tarihinden başlayarak yabancı statüsüne girerler ve temel hak ve
özgürlüklerden yararlanma konusunda yabancıların tabi oldukları hükümlere
tabi olurlar. Bu kişilerin Türkiye'de bulunan mallarının akıbeti ise
Kanunun 33 ve 35 inci maddelerinde düzenlenmiştir.
Kanunun 33. maddesinde; “ Vatandaşlığı iptal
edilenlerin mallarının tasfiyesi ile kendilerinin sınır dışı edilmeleri
lüzumlu görüldüğü takdirde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu
gibiler en geç 1 yıl içinde Türkiye'deki mallarını tasfiye ederek
ikametgah ve iş merkezlerini yurt dışına nakil ve memleketi terk
etmek zorundadırlar. Aksi halde malları Hazinece satılarak bedelleri
nam ve hesaplarına milli bir bankaya yatırılır ve sınır dışı edilir.
Bu kişiler iptal kararları aleyhine Danıştay'a başvurdukları takdirde
mallarının tasfiyesi ve sınır dışı edilmeleri dava sonuna bırakılır .”
denilmektedir. Görüldüğü üzere vatandaşlığı iptal edilenlerin malları
iptal kararında belirtilmediği müddetçe tasfiyeye tabii değildir.
İptal kararında belirtildiği takdirde tasfiye edilmeleri gerekecektir.
Tasfiye işlemi Kanunda belirtilen süre içerisinde kendilerince yapılmadığı
takdirde Hazinece yapılır.
Vatandaşlık Kanununun 35.maddesinde ise “ 26.
madde gereğince vatandaşlıktan çıkarılanların Türkiye'de bulunan
malları tasfiye edilir ve bedelleri nam ve hesaplarına milli bir
bankaya yatırılır.. .” denilmektedir. Vatandaşlıktan
çıkarılanların mallarının, vatandaşlığı iptal edilenlerin mallarından
farklı olarak, çıkarma kararında malları konusunda bir hüküm olup
olmadığına bakılmaksızın tasfiye edilmesi zorunludur.
Kanunun vatandaşlığı kaybetmenin sonuçlarını düzenleyen
29.maddesinde; “ Kanun gereğince Türk Vatandaşlığını kaybeden
kişilerin kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur.
Ancak doğumla Türk Vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar
Kurulundan çıkma izni olmak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını
kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları Türkiye Cumhuriyetinin
milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla,
ikamet, seyahat; çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı ile
ferağı gibi konularda Türk Vatandaşlarına sağlanan haklardan aynen yararlanmaya
devam ederler. 33 ve 35 inci maddeler hükümleri saklıdır .”
hükmüne yer vermek suretiyle, aslında hukuken yabancı statüsüne girmiş
olan Türk asıllı kişilere yabancılara göre daha elverişli bir statü tanınarak
taşınmaz mal edinimi vs. konularda Türk vatandaşlarıyla eşit tutulmuşlardır.
Bu kişiler Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin
hükümler saklı kalmak kaydıyla serbestçe taşınmaz mal edinebileceklerdir.
2. Yabancı Tüzel Kişiler
Yabancı tüzel kişilere taşınmaz edinme hakkı, yabancı
gerçek kişilere bu hakkı tanıyan 1284 Sefer Kanunu ile tanınmamıştır.
Esasen o devirde yerli tüzel kişilere de bu hakkın tanınmadığı görülür.
Bu hak 1325 tarihli Cemiyetler Kanunu ile derneklere ve 1328 (1912) tarihli
Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun ile
de genel olarak bütün tüzel kişilere tanınmıştır.
Kanun 1. maddesinde, evvela hükümet ve belediye daireleri,
sonra özel kanunları gereğince cemiyetler ve daha sonra hükümetçe sözleşme
veya şartname veya tüzükleri tasdik edilmiş olan Osmanlı ticaret, sanayi
ve inşaat şirketleri taşınmaz mallara tasarruf edebilecekleri belirtilmiştir.
Ancak kanun gayrimenkul edinme hakkını yabancı tüzel kişilere tanımamış
izin sadece Osmanlı uyruğunda olan şirketler, cemaatler ve hayır müesseseleri
ile sınırlı tutulmuştur.
Kanunun 3. maddesinin muvakkat fıkrasında ise Osmanlı
cemaat ve hayır müesseseleri namına, şimdiye kadar namı müstear ile köy
ve kasabalarda tasarruf edilen taşınmaz malların, bu kanunun yayım tarihinden
itibaren 6 ay içinde başvurulduğu takdirde müesseseler namına kayıtlarının
tashih edileceği belirtilmiştir. Bu süre içinde başvurulmaması veya yetkili
mercilerde dava açılmaması halinde söz konusu taşınmaz malların bu müesseselere
aidiyeti bir daha iddia edilemeyecektir.
Bu fıkra ile belirlenen süre daha sonra 16 Eylül 1329
tarihli kanunla altı ay, 25 Şubat 1329 tarihli (yayımı 01.03.1330) kanunla
tekrar altı ay uzatılmış bu da yeterli görülmeyerek Mart 1340 tarihli
kanunla bir altı ay daha uzatılmıştır.
Kanun bir yönden tüzel kişilere gayrimenkul edinme hakkı
tanımakta diğer taraftan namı müstearla tasarruf olunan taşınmaz malların
belli bir süre içinde ait oldukları tüzel kişiler adına tescillerinin
yapılmasına imkan vermektedir. Çünkü 1328 tarihli kanuna kadar gayri
menkule tasarruf hakkında mahrum olan cemaat, cemiyet ve şirketlerin
muvazaa yoluyla gayri menkule fiilen tasarruf ettikleri bilinen bir gerçektir.
Cumhuriyet döneminde yabancı tüzel kişilerin taşınmaz
edinmesi konusunda daha kısıtlayıcı hükümlerin yer aldığını hatta başlangıçta
bu hakkın verilmediğini görüyoruz.
2644 sayılı Tapu Kanunu 3.maddesi ile “ Varlıkları
T.C. hükümetince tanınmış olan yabancılara ait dini, ilmi, hayri
müesseselerin fermanlara ve hükümet kararlarına dayanarak sahiplendikleri
taşınmazlar belgelerin sınırları dışına çıkmamak ve hükümetin izni
alınmak koşuluyla müesseselerin tüzel kişilikleri adına tescil olunabilir . ”
şeklinde hüküm konularak yabancı tüzel kişilerin önceden edinmiş
oldukları taşınmaz malları adlarına tescili kabul edilmiş ancak yabancıların
mülk edinmesine imkan veren 35. maddesinde yalnızca gerçek kişilere
yer vermek suretiyle tüzel kişilere yeniden mal edinmelerine müsaade
edilmemiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 13.06.1957 tarih ve E.2605 K.3529
sayılı kararında; ” Varlıkları Lozan Antlaşmasıyla kazınılmış
hak olarak tanınan yabancı tüzel kişilerin yalnız durumlarının olduğu
gibi korunacağı Antlaşma ile kabul edilmiş ve o zamanki durumun korunması
için benzeri Türk tüzel kişilerine tanınan hakların bu tüzel kişilere
verileceği hükme bağlanmıştır. Bu çeşit müesseselerin eski hallerini
genişletmelerini devlet anlaşma ile kabul etmemiştir. Tapu Kanununun
3. maddesiyle yabancı tüzel kişilerin yeniden taşınmaz mal edinemeyecekleri
hükmünü koymuştur. ” denilerek bu yasak teyit edilmiştir.
Ancak daha sonra çıkarılan Turizmi Teşvik Kanunu, Petrol
Kanunu, Bankalar Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile bu genel
esasa istisna getirilmiştir.
Genellikle yabancı kamu tüzel kişilerine, yabancı devlet
ülkesinde taşınmaz edinme hakkı tanınmamıştır. Bir devletin diğer bir
devlet ülkesinde taşınmaz edinme hakkına sahip olması o ülkenin mülki
bütünlüğüne aykırı olduğu gibi, siyasi kapitülasyonlara da neden olabilir.
Bununla beraber bir ülkede bulunan elçilik ve konsolosluklara ait binalar
bunun istisnasını teşkil eder.
Yukarıda Turizmi Teşvik Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik
Kanunu hakkında bilgi verildiği için burada açıklama yapılmayacaktır.
2.1. Ecnebi Devletlere Ankara'da Sefarethane
ve Konsoloshane İnşa Etmek Üzere Meccanen Arsa Tahsisi Hakkında Kanun
6593 sayılı Kanun yabancı devletlerin Ankara'da elçilik
ve konsolosluk binası yapmaları için mütekabiliyet şartına uyulmak koşuluyla
Hazinece bedelsiz olarak arsa verilebileceğini hükme bağlamıştır.
Bu kanun yabancı kamu tüzel kişilerinin başka bir devlet
ülkesinde taşınmaz mal edinebilmesinin istisnasını teşkil etmektedir.
4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi Hazineye ait taşınmaz
malların doğrudan satışını düzenlemektedir. Buna göre;
Hazineye ait taşınmaz mallar karşılıklı olmak ve Dışişleri
Bakanlığının olumlu görüşü alınmak kaydıyla diplomatik amaçlarla kullanılmak
üzere yabancı devletlere doğrudan satılabilecektir.
2.2. 6326 Sayılı Petrol Kanunu
07.03.1954 tarih ve 6326 sayılı Petrol Kanununun 4046
sayılı Kanunla değişik 67. maddesinin ikinci fıkrası; “ Bu
Kanundaki esaslara uygun olmak şartıyla, sermayelerinde kamu payı bulunanlarda
dahil sermaye şirketlerine veya yabancı devletler mevzuatına göre sermaye
şirketi niteliğinde bulunan özel hukuk tüzel kişilerine müsaade, arama
ruhsatnamesi, işletme ruhsatnamesi verilebilir ” hükmüne
yer vermek suretiyle yabancı özel hukuk tüzel kişilerine istisnai nitelikte
bir hak vermiştir. Ancak bu halkın verilmesi “ ülke ekonomisine
yararlı olması ” şartına bağlanmış ve bu konudaki takdir
yetkisi Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır. (Md.6/3)
Kanunun 1702 sayılı Kanunla değişik 87. maddesi petrol
hakkı sahibine (dolayısıyla yabancı özel hukuk tüzel kişilerine) arama
işletme veya belge sahasında veya civarında petrol ameliyatı için gerekli
arazinin kullanma hakkını, arazi özel mülkiyet konusu ise anlaşma veya
kamulaştırma yoluyla, arazi sahipsiz ise arama ruhsatnamesine işletme
ruhsatnamesine veya belgeye kaydedilmek suretiyle edinme hakkını tanımıştır.
Özel mülkiyet konusu arazilerin kamulaştırılmasına petrol
hakkı sahibinin talebi üzerine Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce karar
verilir. Bu karar “ kamu yararı kararı ” niteliğinde
olup diğer işlemler Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Kamulaştırılan
arazinin mülkiyeti Hazineye, kullanma hakkı kamulaştırma bedelini ödeyen
petrol hakkı sahibine ait olur.
Kanun petrol hakkı sahibine petrol ameliyatı için gerekli
arazinin kullanma hakkının edinmesine imkan verdiği gibi diğer kanunlarda
(Köy Kanunu, Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu vs.)
aksine bir hüküm olmaması halinde özel mülkiyet konusu arazinin sahibi
ile anlaşmak suretiyle mülkiyetini de edinmesine imkan tanımıştır.
Yabancı devletlerin doğrudan doğruya veya dolayısıyla
idaresinde etkili olabilecekleri büyüklükte veya şekilde mali ilgileri
veya menfaatleri bulunan tüzel kişilerle, yabancı bir devlet için veya
yabancı bir devlet namına hareket eden şahıslar petrol hakkına sahip
olamayacakları gibi, petrol ameliyatı için gerekli menkul ve gayrimenkul
malları satın alamaz ve bunlara sahip olamazlar. Ancak Bakanlar Kurulu
kararıyla bu konuda istisna getirilebilir. Bu karar kesin olup aleyhine
yargı yoluna gidilemez.
2.3. 4389 Sayılı Bankalar Kanunu
18.06.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7.
maddesi Türkiye'de bir bankanın kurulması veya yurtdışında kurulmuş bir
bankanın Türkiye'de ilk şubesinin açılmasına Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurulunun, en az beş üyesinin olumlu oyuyla aldığı karara istinaden
yapacağı öneri üzerine Bakanlar Kurulu tarafından izin verileceğini hükme
bağlamıştır.
Madde hükmüne göre Türkiye'de şube açmak suretiyle faaliyet
gösterecek yurtdışında kurulu bankaların;
a) Türkiye'ye ayrılan ödenmiş sermayelerinin sermayesinin
yirmi trilyon liradan az olmaması,
b) Kuruldukları veya faaliyette bulundukları ülkelerde
mevduat kabul etmelerinin veya bankacılık işlemleri yapmalarının yasaklanmamış
veya kısıtlanmamış olması,
Şarttır.
Kuruluş izni veya Türkiye'de şube açma izni almış olan
bir bankanın, mevduat kabulü veya bankacılık işlemleri yapmak üzere ayrıca
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan izin alması şarttır.
Mülga 3182 sayılı Bankalar Kanununun 6. maddesi “ Türkiye
şube açan veya açacak olan yabancı bankaların kuruldukları ülkelerde,
milli bankaların şube açarak faaliyet göstermek istemeleri halinde,
o ülkeler mevzuatına göre tabi olacakları şartlar bu kanunun yabancı
bankalar için koyduğu şartlardan daha ağır olduğu veya sonradan ağırlaştığı
takdirde, Bakanlar Kurulu karşılık olarak ilgili yabancı bankalardan
aynı şartların yerine getirilmesini isteyebilir ve bu talebe uymayanların
izinlerini iptal edebilir ” hükmüyle yabancı bankaların
Türkiye'de şube açmaları karşılıklı olma şartına bağlamış iken 4389
sayılı Kanun karşılıklı olma şartı yerine yukarıda belirtilen şartların
yerine getirilmesini yeterli görmüştür.
4389 sayılı Kanunun 12. maddesi bankaların, ticaret amacıyla
gayrimenkul alım ve satımında bulunmalarını yasaklamıştır. Ayrıca bankalar,
gayrimenkul yatırım ortaklıkları hariç olmak üzere münhasıran gayrimenkul
ticareti yapan ortaklıklara katılamazlar ve bu konuda iş yapan gerçek
ve tüzelkişilere kredi açamazlar. Bankaların edinecekleri gayrimenkullerin
amortismanlar düşüldükten sonraki kayıtlı değerleri toplamı öz kaynaklarının
yarısını aşamaz. Bu hesaplamada yeniden değerleme yapılarak gayrimenkul
hesabına eklenen tutarlar yüzde elli oranında dikkate alınır.
Bankaların alacaklarından dolayı edinmek zorunda kaldıkları
emtia ile gayrimenkullerin elden çıkarılmasına ilişkin esas ve usuller
Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Bankalar Kanunu ile taşınmaz mal edinimi konusunda getirilen
bu sınırlamalar Bakanlar Kurulu izni ile Türkiye'de şube açacak yabancı
bankalar içinde geçerli olacaktır. Dolayısıyla anonim ortaklık halinde
teşkilatlanması zorunlu olan yabancı bankalar, amortismanlar düşüldükten
sonraki kayıtlı değerleri toplamı öz kaynaklarının yarısını aşmamak şartıyla
Türkiye'de gayrimenkul edinebileceklerdir. |